Adaptasyon Nedir?

Adaptasyon kelimesinin Türkçe meali; canlıların yaşam sürdüğü ortama alışmasıdır.

Bizim ailede ‘Adaptasyon’ kelimesi ise  Ada ve Aras’ın bir türlü kopmak istemedikleri annelerine yaptıkları işkence sürecinin ismidir.

 

Neden mi böyle söylüyorum?

Ada’nın bir yıl anaokuluna başlarken, bir yıl ilkokula başlarken olmak üzere tam 2 yıl süren okula, sınıfına,akranlarına, öğretmenlerine alışma süreci ,Aras’ın anaokulu dönemi ile birleşince , vaziyet iyice karmaşıklaştı.

Geçmiş dönem yazıları okuyanlar bilecektir, Aras ilk anaokulu deneyiminin 10. Gününde o dönemki anaokulunun ihmali sonucu parmağını kırıp, ameliyat olduktan sonra uzun süre ‘okul’ kelimesinin bile duyduğunda ürperiyordu.

Zamanla , ablasını bırakıp alırken kapısından girdiği okul kapısından gün gelip anaokulu için girince işin rengi değişti.

Günlerce süren ağlamalar, ‘ ben seni çok seviyorum anne, çok özlüyorum, bırakma beni’ yalvarışları, ‘bu bankta oturup beni bekleyeceksin’ komutları ve benim çaresizliğim..

Sene sonuna bir ay kala adapte olabildiği için bütün bir eğitim-öğretim dönemi okul çevresindeki tüm kafelerde boş boş oturduğum bir senedir o sene..

Ertesi sene, o kadar korkunç değildi kabul ediyorum, daha kolay adapte oldu belki ama babasının ameliyat olup, nekahatdöneminde evde dinlendiği  süre içinde yine bir haller oldu Aras’a.

‘Babam hasta, onunla kalmak istiyorum’ diye ağlamaya  ve ayak diremeye başladığında , durumu bahane mi ediyor yoksa cidden babasının hasta halinden mi etkileniyor diye  soracak olursanız, ana yüreğim, bütün duygusallığıyla şunu söyler ki, Aras, babasının o’na ihtiyacı olduğunu düşünüyordu.

Velhasıl, bu yıl ,Ada’nın yeni bir öğretmen ile yıla başladığını ,Aras’ın ise ilkokul 1 olduğu şu günlerde bizim evin her sabahı karambol, bol gözyaşı, benim fotoğraflarımı defterlerinin arasına koymak suretiyle kalbimi parçalama ve isyanlarla başladı.

 

Ada’nın yeni öğretmeni, tıpkı geçen 2 senedeki öğretmeni gibi şahane, oldukça idealist ve 40 yılı aşkındır bu mesleği icra eden bir öğretmen olunca kısa süre içinde Ada, disiplin içinde sınıfına gitmeye başlamış olsa da, yaşları yakın iki kardeş olduklarından sanırım, Aras’ın isyanları, Ada’yı da coşturmaya başlamıştı ki, bu dönem Serter, Ada ve Aras’ı sabahları okula bırakmayı teklif etti.

 

Başlarda açıkçası bana çok mantıklı gelmedi çünkü Ada ve Aras’ı bizzat bırakıyor olmak her ne kadar benim adıma da sancılı bir süreç olsa da sınıflarına ağlamadan veya en azından artık ağlamadan girdiklerini görmek istiyordum.

 

Ancak, migrenim ağır derecede tuttuğu ve yataktan kalkamadığım iki gün, Serter,  çocukları okula bıraktığında ilk gün ikisinin de ağladığını ancak ikinci gün hiç olay çıkarmadan sınıflarını girdiklerini söyleyince, bir süre daha böyle devam etmeye karar verdik.

 

İlk haftanın sonunda, evden çıkarken her ikisinin de şikayetleri azaldı, sınıfa sorunsuz girdikleri geri bildirimini de alınca, bizim için en doğru olanın , çocukları okula benim değil Serter’in bırakması olduğuna karar verdik.

 

Şimdi ‘ bu kadar kolay mıydı?’ diyorsanız eğer, inanamıyorum ama sanırım çözüm bu kadar kolaymış, aslında onlardan vazgeçemeyen ve belki de durumu zorlaştıran benim ‘illa ben okula bırakacağım’ tavrımmış.

Naçizane tavsiyem eğer okula giderken, spesifik bir sorunu olmadan, sürekli ağlayan ve inatla okula gitmek istemeyen bir çocuğunuz varsa, bir süre o’nu başkasının okula bırakmasını  veya servisle göndermeyi  deneyebilirsiniz.

Sözümü burada bitiriyorum çünkü yarın yine de bizim evde muamma iken, size ve kendime şans diliyorumJ

 

 

 

 

 

Author

Write A Comment