Category

İki Çocuklu Hayat

Category

Bilge Minik Dergisi..

Bizim ev herşeyin dijital olduğı şu dönemde bile yazılı basına,kağıda, dergiye, gazeteye alışık ve bu alışkanlığın devam edeceği evlerden.. Ben oldum olası severim,kağıda,kaleme dokunmayı,yazmayı, ama sadece klave başında değil, kağıdın kokusunu duyarak yaşamayı.. Sanırım benim çocuklarımda benim gibi olacak ki, markete veya kitabevlerine her gidişimide mutlaka ve mutlaka dergi almak isterler, ve hatta almaları için teşvik ettiğimizden sanırım bazen bir değil birkaç dergi ile döneriz eve.. Fakat son dönemde şikayetçi olduğum bir durum, çocuk dergilerinin bizim zamanımızda olduğu gibi eğitici oyunlar, hikayeler ve çocuklara beyin cimnastiği yaptıracak bilmecelerden çok renkli oyuncaklarla çocukların akıllarını çelmeleri.. Zaten o oyuncaklar bir şekilde eve alınıyorken, dergilerin sadece satış amaçlı bunu yapmalarını üzülerek seyrediyorum. Bu sebepten aylık abonelik sistemi ile hem daha uygun fiyata hemde kaliteli içerik üreten,çocuklara değerler eğitimi, oyunlar ve hikayeler sunan,günlük hayatımızda olan ancak çocukların hayatına yansıtamadığımız adetlerimizi ,örf ve ananelerimizi anlatan Bilge Çocuk dergisinin ,”kardeşi” olan Bilge Minik dergisi ile her…

Oryantasyon..

Daha önce bu konuyla ilgili blogumda uzman görüşlerine yer vermiştim ama şimdi zorlu süreç sonrası aras’ın okula alışmasını yazmanın vakti geldi.. Evet oryantasyon nedir? Oryantasyonda aile ve okul korelasyonu ne kadar önemli? Hepsini anlatacağım ama şunu eklemeden geçemeyeceğim, Aras,zorlu geçen süreçte,önce öğretmenlerine alıştı.. Bu okula ağlamadan gitmesi için yeterli değildi ve ne zamanki sınıfta “gerçekten” arkadaş edindi işte o zaman sınıfa koşarak gitti:)) “Oryantasyon” denen kavramın henüz hayatımıza girmediği,anneliğin bu derece komplike olmadığı dönemlerde 5.5 yaşlarında, kuzenlerinin peşine takılıp “bende okula gideceğim” diyen bir anne ve aynı anneden olan taban tabana zıt iki çocuğun okula başlama ve “oryantasyon” hikayesidir birazdan okuyacaklarınız.. Okula başlama sürecinin, yani “ortantasyon dönemi” denilen o çoğumuzu okul kapılarına kilitleyen dönemin aslında hiçte zor olmadığını bana düşündüren,şu an 6 yaşında olan kızımın anaokuluna başladığı dönemdi aslında.. Başlarda hiç zorlanmadık, yapı itibariyle zaten sakin olan kızım ilk 3 haftanın sonunda, “okul “denilen biraz eğlenceli ama kuralları fazlasıyla olan…

My Little Pony Arkadaşlık Günü

Ada ve Aras ile oyuncak seçmek ve sonra onların hikayeleri ile birlikte oynamaktan çok keyif almışımdır hep. My Little Pony ve hikayesi de bunlardan bir tanesidir. 6 farklı özelliğe sahip rengarenk , ışıl ışıl atın bir araya gelmesi ve dostluklarının gücü ile kötülüğü yenmeleri, birlikte olmaları Ada’ya onun dilinden “ dostluk” kavramını anlatırken benim için oldukça eğlendirici oluyor. Yardımseverlik, iyilik ve dürüstlük bizimde çocuklarıma öğretmeye çalıştığımız erdemler değil mi sonuçta? Geçen günlerde okulların açılması ve oryantasyon dönemi başlangıçındayken , hem ada ve aras’ı biraz motive edebilmek hemde keyifli vakit geçirmeleri sağlayabilmek adına, Joker Mağazalarına gittik . Ada , çok sevdiği My Little Pony ile ilgili mağazanın içinde kocaman bir kutu görünce sormadan geçmedi. My Little Pony ve Joker Mağazaları birlikte çok güzel bir projeye imza atmışlar; My Little Pony Arkadaşlık Günü – Evinde olan ve artık oynamadığın oyuncaklarını My Little Pony Arkadaşlık Günü…

Özel Elit Okulları ve Çığır Açacak Programları

Aras’ın, geçen eylülde anaokulu oryantasyon döneminde yaşadığı talihsiz olay ve ameliyat sonrası, yaşadığı travma ve okula gitmek istememesi durumunu pek çoğunuz biliyorsunuzdur. Bu dönemde, travma terapisinin de etkisiyle, gelecek eylül için Aras için okul araştırması içindeydim, istediğim butik yada en azından fazla kuralcı olmayan, her gün bahçeye – yağmur, çamur demeden- çıkaran, baskıcı yapıya sahip olmayan bir okul bulmaktı.  Geçen haftalarda Akasya AVM’de Ada ve Aras’ın çok eğlendiği ve hatta çıkmak istemediği Atölye çalışması yapan kurumsal temsilcilerinden Birgül Hanım ve Güneş Hanım’ın çocuklarla olan iletişimi ve ilgisi o kadar hoşuma gitti ki, “Elit Okulları”nın tanıtım günlerinin 7 Mayıs’ta olacağını duyunca , “gidip, görmekte fayda var.” dedim eşime ve geçtiğimiz cumartesi, Elit Okulları’na doğru çıktık yola… Ben, atölye çalışması sıradan gelmediği ve Aras çok eğlendiği için farklı bir okula gittiğimi düşünüyordum ancak bu kadar farklı, yenilikçi ve samimi söylüyorum Türkiye’de çığır açacak bir eğitim sisteminin yerleştirildiği, ilmek ilmek işlendiği bir okula pardon, “Ev”e gittiğimizin inanın hiç farkında değildim……

Çocuğumuz ile ‘Ben’ Diliyle Konuşmak

Bizim ev kardeş kavgalarının, ‘odama girdi’ , ‘resmimi yırttı’ ‘arabamı aldı’ kaosunun başkenti.. Yaş aralığının çok az olmasından, ayrı cinsiyetlerde olmalarından, Aras’ın ve Ada’nın ‘dediğim dedik, çaldığım düdük!’ tarzından mı kaynaklı bilmem ama zaman zaman anlaşıp birlikte keyifli oyunlar oynasalarda -en fazla 10 dakika- çoğu zaman birisi mutlaka ağlıyor, diğeri ise savunma halinde oluyor.. Örneklendireyim; Ada, elsa resmi çizip, itinayla boyamış onu da kapısına asmış, aras, ada’nın okulda olmasını , benim yemek yapıyor olmamı fırsat bilmiş, o resmi bir güzel yırtıp koridora atmış… Ada eve geliyor, rutin işlerini yaptıktan sonra kapıda, elsa resminin olmadığını farkediyor ve işte o anda bizim evde kıyamet kopuyor… Bu durumda eskiden pek çok yöntem denemiş bir anne olarak, anladım ki, ben ne yaparsa yapayım o kavga olacak, kıyamet kopacak, çünkü ada haklı, aras henüz küçük vs… Pekiyi ben ne mi yapıyorum?  Birbirlerine zarar vermedikleri sürece karışmıyorum. Haklı olana sarılıp , sakin bir tonda ‘ben’dilinde…

İki çocuklu hayat’a giriş..

Geçen yaz , çocuk gelişimi uzmanı Sevinç Eraslan ile Bodrum’da nasıl tanıştığımı anlatmıştım , kendisi de iki çocuklu bir anne olduğundan ‘ iki çocuklu hayat ‘ nedir gayet iyi bildiğini   ancak kaygılı kişiliğimin çocuklarıma zarar vereceği konusunda bana nasıl güzel telkinlerde bulunduğunu yazmıştım, yazım hala blogda mevcut.. Bu yaz yine aynı tarihlerde tamamen tesadüf eseri Bodrum’da karşılaşınca, daha uzun süre esir aldım sevgili Sevinç hanımı, o da sağolsun , benim, sorularıma yılmadan bıkmadan uzun uzun cevap  verdi,, hatta bu sene İstanbul’da anneler ile bir araya mutlaka getirmek istiyorum Sevinç Hanımı çünkü gerçekten müthiş keyifli ve toparlayıcı bir sohbeti var.. Hazır Sevinç Hanımı bulmuşken , bana pek çok mail ve dm gelen bir konuyu sordum öncelikle ; EVE 2. ÇOCUĞUN GELECEĞİNİ BÜYÜK OLAN ÇOCUĞUMUZA NASIL ANLATMALIYIZ Kİ KÖTÜ YÖNDE ETKİLENMESİN? Sevinç Hanımın dilinden neler YAPMALIYIZ ve neler YAPMAMALIYIZ? anlatıyorum hazırsanız; [highlight]NELER YAPMAMALIYIZ?[/highlight] …

‘Çocuğuma Bağırdım,Pişmanım ‘ diyen Anneler ..

Mükemmel anne(ci)lik yazımızın devamında Gelişim Psikoloğu Pelin Kılıç cevapladı aynı soruyu… ÇOCUĞUMUZA YORGUNLUKTAN,ZAMANSIZLIKTAN, TAHAMMÜLSÜZLÜKTEN VEYA ARTIK SABIRSIZLIKTAN SESİMİZİ YÜKSELTTİĞİMİZDE NE YAPMALIYIZ? – Öncelikle bu tip sıkıntıları yaşamanız çok normal çünkü ANNE kimliğinden önce İNSANSINIZ ve her insan bu tip durumlar yaşayabilir. Önemli olan bu tip durumları en aza indirgemek için bazı kişiye özel çözümler üretmenizdir. – Çocuğunuzla problem yaşadığınızda bunu ötelemeyin, üstünü örtmeye yada yaşadığınız bir kaç dakikalık gerginliği görmezden gelmeye çalışmayın, çünkü bu çocuğunuza daha çok zarar verebilir. Bunun yerine , göz hizasına inin, kısa ve net cümlelerle gerildiğinizi, üzüldüğünüzü anlatın ve ÖZÜR DİLEYİN. Böylece hem özür dilemeninin hem de bu tip durumlarda konuşmanın doğru olduğu mesajını çocuğunuza verin. -Mutlaka ve mutlaka kendinize zaman ayırın, KENDİ ALANINIZI YARATIN. Bu çok önemli eğer siz kendinizi ihmal ederseniz bu çocuğunuza negatif yansıyacaktır. Gün içinde hangi aktivite size keyif veriyorsa -yoga, yürüyüş, film izlemek- mutlaka bir saatinizi sizi dinlendiren aktivitenize ayırın. Çocuğunuzla…

Çocuğum Bana Güvenmiyor

Sabaha karşı 5 te Aras uyandı, “Arabalarımla oynamak istiyorum anne” dedi, “ Tamam oğlum” dedim, Tuttum elinden,arabaların olduğu odaya doğru giderken, birdenbire beni durdurdu, “ Hatırlıyor musun, sen beni doktorlara verdin,onlar ağzıma sprey sıktı” dedi!! Yaşadığım şoku,o anki kahroluşumu anlatamam… Aras,rüya görmemişti bu gerçekten yaşanmıştı… Aras’ın parmağı kırıldığında,ameliyathaneye girerken,çok rica etmeme hatta yalvarmama rağmen uyuyana kadar beni yanında tutmak yerine, aras’ı benim kucağımdan ağlatarak aldılar ve “saniyesinde uyudu,üzülmeyin artık” diye beni teselli etmeye çalıştılar… Farkında bile değiller ki, bu çocuk 6 ay sonra bile bunun travmasını yaşıyor ve bana güvenmekle güvenmemek arasında gidip geliyor!! Bunu yapan anestezi uzmanının aile dostu olması da ayrı bir yaradır ki benim için sormayın gitsin!! Ameliyat sonrası Aras,zaten çok uzun süre benimle yalnız başına bir yere gitmek istemedi, onu hastaneye götüreceğimi veya okula götüreceğimi düşündüğü için yanında başka güvenebileceği(!) biri olmadan benimle dışarı çıkmayı reddetti!! Ne acı düşünsenize, şu dünyada kayıtsız,şartsız güvenebileceği,asla yalnız bırakmayacağınıza güvendiği…

Ada ve Aras’ın ilk karşılaşması…

Yazmak benim için her zaman kolay ve eğlenceli bir durum iken, bazı konuları, durumları yazmak nedense çok zor… Ada ve Aras’ın ilk karşılaşmalarını yazmakta, işte o zor olanlardan biri… Aslında bu zorluğu kendime yaşatan ve vicdan azabıyla fazlasıyla kendini yoran maalesef benim.. Aman ne olur siz benim gibi kendinizi hırpalamayın.. Belki de bu yüzden direndim bu konuyu yazmak konusunda, çünkü yazacaklarım şu an ikinci bebeğini bekleyen anneleri strese sokar mı,heyecanlandırır mı bilemedim.. Ama baktım ki bu konuda pek çok mail ve yorum alıyorum ,”yazmam gerek” dedim ve başladım… Aras’a hamile olduğumu öğrendiğim anda başladı vicdan azabım, henüz bebek olan ada’ya bakıp ağlamalarım, ada’ya herhangi biri ” abla olacaksın” dediğinde,söylenilenden hiçbirşey anlamayan ada bebeğimin yüz ifadesi sebebiyle kahrolmalarım, falan filan… İki küçük bebeğe yetebilecek miyim?, yorgunluğa dayanabilecek miyim?, nasıl emzireceğim?, ne zaman uyuyacağım? diye bir kere bile düşünmedim… Hep Ada ve Ada’ya karşı duyduğum vicdan azabı ve tabii karnımda aikido denemeleri…

Mükemmel Anne-ci-lik….

Bu zamanda çocuklarımızı sağlıklı psikolojik yapıya sahip olarak büyütmeye çalışmak bazen tabiri-i caizse ‘iğne ile kuyu kazmak’ gibi geliyor bana. Bir sürü şeyden ve hatta kendi insanı duygularımızdan(öfkemizi,üzüntümüzü onlara yansıtmamak için) bile vazgeçerek, aman etkilenmesinler, aman sinirlenmeyeyim, yorulsam da belli etmeyeyim derken evet ‘anne’ olmak bu kadar zor olmamalı gerçekten. Biz mi bu kadar zorlaştıryoruz fazlaca araştırıp, irdeleyerek yoksa aslında doğruyu yaparken bu karmaşık hayat mı bizi yoran bilemiyorum. Kendi adıma söylüyorum, uzun süre çocuklarımın yanından hiç ayrılmamayı ,onları hep yanımda tutmayı ,iyi anne olmak sanıyordum ama aslında doğru olanı yani çocuklarım için doğru olanın MUTLU ,HOŞGÖRÜSÜ YÜKSEK bir anneleri olduğunu anlayalı uzun zaman oldu. Çok uzun zamandır çevremdeki annelerden de sık sık duyduğum ,’ tek sesini yükselten anne ben değilim!’ diyen vicdan azapları… Aslında ben dahil, bunu söyleyen annelerin hepsi çocuğuna sesini yükseltmiş bile sayılamayacak desibelde kalmış olsa bile yine de annelik vicdan azabı ile birleşince bizleri…