Tag

Anne olmak

Browsing

Hero Baby ve Tamamlayıcı Besinler

Sanırım biz annelerin çocukları ile ilgili en hassas olduğumuz nokta beslenmeleridir.. Ada ‘da  hiçbir zaman fazla gelmeyen , bazı günler yeten bazı günlerde ise yetmeyen sütüm ve ‘ben yetersiz miyim’  lohusa psikolojim ile 18 ay sonra aras’ta mahalledeki tüm bebekleri emzirecek kadar sütüm  olması , benim ‘ yetmezse de yapacak birşey yok önemli olan sağlıklı olması’ ruh halim, etkili midir? süt oluşumunda hala düşünürüm. İlk çocuğumda, tecrübesizliğim, çevresel faktörler ,’ aç mı bu çocuk?’ soruları ve ,ikinci çocuğumda bunları hiç umursamayan bir ben, ve aynı bendeki süt oluşum farkına inanmazsınız, aras’ta çok daha yorgun olmama rağmen, ruhsal rahatlığım ve hatta sütüm olup olmamasını çok umursamamamdan kaynaklı o kadar çok sütüm oldu ki,, Her zaman söylüyorum, lohusa anneye hediye edilecek en güzel şey, kulak tıkacı :) Bunun yanında Ada’da ek gıda sürecinde hiç ama hiç zorlanmamışken ,aras ne yalan söyliyeyim o konuda da beni baya hırpaladı..Her iki çocuğuma…

Öpücük Hastalığı..

Bol hastalıklı bir kıştı bizim  için… Ada ve Aras önce orta kulak iltihabı geçirdi,sonra Ada’da arka arkaya 2 kez zatürre başlangıcı ve iğneler,arkasından her iki çocuğumda sayısız  kez boğaz enfeksiyonu ve işte asıl bomba geliyor,Öpücük Hastalığı….   Tıbbi adı,Epsteinn-Bar virüsü olan,nadir görülen,yetişkinlerde komalık eden ve tedavisi olmayan bu hastalık maalesef bizi buldu… Baştan almak gerekirse,Ada nisanın ilk pazarı,birden ateşlendi.Doktorumuz boğaz kültüründe herhangi bir virüse rastlanmayınca,evde ateş düşürücü ile tedaviye devam etmemizi söyledi. Ada’nın ateşi gün içinde 2 veya 3 kere çıkyordu ama ateş düşürücüyü aldıktan sonra normale dönüyordu. Hastalığın 5. Günü sabahı,Ada’nın ateşi 40′ buldu ve ada kesinlikle hiç birşey yiyemediği için koşarak hastaneye gittik. Alınan kanda Epsteinn-Barr virüsü çıktı yani Öpücük Hastalığı…             İlacı olmayan bu hastalıkta yapabileceğimiz tek şey,Ada’yı hastaneye yatırmak ve serum ile beslemekti ki bizde öyle yaptık.. Doktorumuz,bu hastalığı vücudun kendisinin yenmesi gerektiğini ve kalıcı bir hasar bırakmayacağını telkin ettiği için…

#fotografcimadokunma !!Yok artık gel çocuğumun isminide sen koy !!!

Tam bir enteresanlıklar ülkesi olduk çıktık,neye kafa yoracağımızı şaşırdık kaldık… Çocuk yapmaya,ailemizi büyütmeye 2 kişi olarak karar veriyoruz,9 aybu güzel süreci seçtiğimiz(!) doktorumuz kontrolünde geçirdikten sonra,yine kendi  hür irademizle seçtiğimiz hastanede(!) doğum yapmaya karar veriyoruz.. Buraya kadar herşey normal değil mi? Olması gereken de bu zaten,diğer türlü bir garip olurdu… Doğum anımızı fotoğraflayan,bu anı ölümsüzleştiren  ve hatta evladımızı ilk kucağımıza aldığımızda o anı yaşadığımız  heyecanı  bizimle yaşayan,elimizi tutan,dışarıdaki ailemizden daha yakın olan,o an bize gerçekten tüm samimiyetiyle sıcaklığını hisseden fotoğrafçımıza,kiminle çalışacağımıza hastaneler karar verecekmiş! Yok artık!!! Benim ne zaman doğum yapacağıma,hangi hastane doğuracağıma hatta çocuğuma hangi isme karar vereceğimi de siz söyleyin olur mu? Lütfen yol yakınken,sizde bu kampanyaya destek verin,sesimizi duyuralım ki fotoğrafçımıza,bu işten karı olan hastaneler karar veremesin! Hadi bir imza atın,desteğinizi esirgemeyin☺ www.fotografcimadokunma.com Facebook/fotografcimadokunma Twitter/ sanatimadokunma

Şık,bakımlı,neşeli,asil anne = BİLGE EREN ☺

Güzel  bir kadın,cidden zevkli ışıl ışıl ,girdiği her ortamda dikkatleri üzerine çekmeyi başaran bir kadın,son derece aktif şekilde vakıf işleriyle meşgul(ERDODER vakıf üyesi),çocuğuyla çok ilgili bir anne,yaptığı her organizasyon birbirinden başarılı,dostluğu desen müptela eder kendine adamı…… Bu liste böyle uzar gider,çok uzun yıllardır dostum olduğu için ayrıdır bende hep yeri ama objektif baktığımda da her zaman şık,bakımlı,enerjik, harika  bir kadın görüyorum karşımda. Bilgi üniversitesi reklam ve halkla ilişkiler mezunu,bir süre aile işi olan yayıncılıkta genel yayın yönetmenliği yaptıktan sonra muhterem  eniştemiz ile evlendi☺sonrasında bir dönem yine yayıncılığa devam etti ta ki güzeller güzeli meleğimiz naz’a hamile olduğunu öğrenene kadar….aslında ben anlatmaya kalkarsam çok uzun sürer diyerek sevgili  dostum Bilge EREN’e merak edilenleri sordum ,o benim için cevapladı; Hadi buyrun keyifli sohbetimize☺ -bilgecim,anne olacağını ilk öğrendiğinde ne hissettin? -cvp;küçücük bir kağıtta pozitif sonucuyla allak bullak oldum diyebilirim,evet istiyordum anne olmayı ama gerçekten bir bebeğin sorumluluğunu almaya hazır mıydım?çünkü ben…

Kantarın topuzunu kaçırmasak ısrarda :)

Şu aralar çok moda,sosyal medya kaynıyor ahkamcılar,ısrarcılar  ve fikrini  söyleyenlerle.şimdi bu ikisini birbirinden ayırlalım lütfen, sosyal medya ne için var? paylaşım için,yeri gelir fikrini paylaşırsın,yeri gelir o anki güzel manzarayı,yeri gelir  çocuğunun ilk dişini paylaşırsın… İllaki eğitici,öğretici olmak zorunda değilsin,illa ki keşfetmek zorunda değilsin,ne canın istiyorsa onu yazarsın twittera yada bas deklanşöre koy instagrama….bu tamamen senin tercihin,kimseye sevimli görünmek zorunda değilsin,beğenmeyen unfollow etsin:)) Mesele buraya kadar çok basit,güvendiğim bir arkadaşım  sorduğum bir soruya yada başım sıkışıp bir konuda fikir almak istediğimde bana fikrini beyan edebilir ,zaten kendini biliyorsa ısrarcı olmaz,fikrini söyler,teşekkürümü kabul eder ve o iş orada biter. Fakat bizzat maruz kalmasam da,hazzetmem ısrardan,bu kendi fikrini kabul  ettirme konusundaki ısrarı anlamak mümkün değil bana göre.evet herkes fikrini beyan edebilir,herkes yorum yapabilir fakat kimse başka birine fikrini kabul ettiremez. Örneklendiriyorum;(burada örneklendirilen olay ve kişiler tamamen hayal ürünüdür:)) Bir anne twit atıyor; -çocuğuma asla sakız çiğnetmem! Öbürü alıyor sazı; -aaaaa niye…

İç sızısı…

“Anne olunca anlarsın” varya ne doğru bir söz… Daha ilk günden analık yapışıyor sırtına,tok mu ,doydu mu?altı kirli mi?gazı mı var?bir yeri mi ağrıyor?hep bir endişe  hali… Büyütürken,oraya götüreyim eğlensin, okula götüreyim öğrensin, yesin,uyusun büyüsün, şu oyuncağı alayım yüzü gülsün…. Ağlayınca bırak bir köşede ağlasın diyenler,dayanamayıp ne isterse ver diyenler,arada anne yüreğin sıkışmış,hem  istiyorsun ki doğruyu öğrensin,hem diyorsun ki gözünden yaş dökülmesin… Her gün bir kriz,her gün bir kaos ve bir gün çocuğun ağlarken sen,ona sesini yükseltiyorsun, “yeter artık ağlama!” Daha çok ağlıyor yavrun biraz korku,biraz anneden alışılmamış bir ses tonu,tavır… Aradan geçen bir iki saat.. Off ne zor şu analık,hep bir vicdan muhasebesi,hep bir ağlama hissi,yine de ne kadar kapris yaprsa yapsın günün sonunda,o, uyuduğunda sesini yükseltmediğin  çok yorulduğun,yıprandığın günler daha bir güzel… Ah be annem,ahh.. Vicdan kara bataklık analık kara yamalıkmış…

Eğri oturalım,doğru konuşalım;Çalışan anne olmak..

Bu konuda bir sürü yazı gördüm,kimini okudum,kimini ilk paragraf itibariyle terkettim,okumadım,okuyamadım açıkçası,belki benim yazımda başkaları  için öyle olacak ama demokrasi burada devreye giriyor zaten beğenmeyen okumaz canı sağolsun diyor ve konuya balıklama dalıyorum:) Aslında bu konuda yazmak değildi niyetim ta ki çalışan bir arkadaşıma,ada ve arası götürdüğüm  hafta içi cimnastik grubundan bahsedinceye kadar..çalışan arkadaşım ,hafta içi götürdüğümü söyleyince, “Çalışıyorsan çocuğun herşeyden mahrum kalıyor!” Dedi ve mideme bir yumruk oturdu,hafta sonu gruplarından da bahsettim ama,hafta sonu için sürekli çocuklarla ilgili işlerin (doktor,ödev,alışveriş) biriktiğini ve pazartesinin nasıl geldiğini anlamadığını anlatınca diyecek bir şey bulamadım.haklı çok haklı. Çalışmamak çocuklardan sonra benim kararımdı,böyle bir seçme şansım vardı,aile şirketinde çalıştığım için istediğimi zaman dönebileceğimi bilerek ayrıldım işten,adanın arkasından aras gelince,süresiz iznim uzadı,bir gün yeniden çalışabilmek en büyük dileğim.ben çalışmadan duramayanlardanım çünkü 2014 sonu 2015 başı inşallah diyorum.evet diyorum çünkü rahatım evde çocuklarımı büyütüyorum,istediğim yere istediğim zaman(hafta içi yoğunluk azken) götürebiliyorum,keyfim istemesse evde uydurduğum oyunlarla çocukları…

Annem nefes almak bile bir lüks sana:))

Cennet ayaklarımıza serilmiş eyvallah fakat şu ahir ömrümde  hem anayım,hem uykumu aldım diyeni 2 elin  parmak sayısını bulmaz,onlarda şanslı azınlık,allah bozmasın kimsenin uykusunda gözüm yok da biraz bana ver allahımm verr:)) Şimdi dedim ki kendi  kendime bizim için neler lüks bir sıralasam bir baksam ya hayatımızda  yüzümüzü güldüren bu can parçaları nelere keser vuruyorlar,nelere izin veriyorlar:)) başlıyorum sıralamaya; 1) uyku (tabii ki) 2)banyo yapmak (benim  için geçen sene en büyük lükstü,şimdi değil çoook şükür) 3)çocuklar olmadan bir yere gitmek( biz tuvalete bile birlikte gidiyoruz:)) 4)sıcak birşeyler içmek(çayımı hala soğuk içiyorum ve bu durum canıma tak etme noktasında arkadaş tek zevkim çay yahu) 5)sıcak yemek yemek (ben genelde çorbayı cacık soğukluğunda içiyorum da) 6)trafikte,çocukların yanına birini oturtmadan araba kullanmak ( araba kullanırken ada,anneaaa ayakkabılarımı  bağla diyor aras ise yere attığı topu ona geri vermemi istiyor,muhtemelen seyir halindeyken arkamdaki şoför kardeş benim acemi şoför olduğumu düşünüyordur zira dur kalk halinde ilerliyor bizim…